30 Ekim 2012 Salı

Çok pis diyet yaparım.


Lan blog çok kilo almışım ya ben lan:( Göt göbek olmuşum. Memelerim avuçlayınca süt fışkırtıyo:P
Bööööööööööööö diye anırmak ve "Bear olmak istemiyooom" diye böğürmek istiyorum.
Yıllarca 72 kiloyum diye gerim gerim gerilen ben 78 kiloyu terazide görünce göğüslerim yerinden fırladı.
Spora ve diyete başlandı mı? Tabe lann! Anında
Yüzmeye ve koşmaya başladım. Bakalım 1 ayda ne kadar verebileceğim.
Kocaman bi lahana aldım. 9 aylık bebek gibi. Onu yiyorum aralarda:) Sonra çorba içiyom. Bulgur pilavı yaptık. Haşlanmış yumurta yedim sabah. Bi de ananaslı aptivaya yulaf kepeği koydum yedim. Bi de ceviz yedim. 1.5 litre suyu da bitirmiş  bulunmaktayım saat 3 itibarıyla.

Öğlen çorba, zeytin yağlı bamya+pırasa ve sadece 1 kaşık irmik helvası yedim. Akşama salata ve bulgur pilavı yine.

Gelişmelerden haberdar ediceem. Zayıflıycaam ulann! Baklava da yapıcaam.

O zaman tuzluğunu kapan bana koşacak muhahahaha!

22 Ekim 2012 Pazartesi

yok aga ben adam olmam

Te Allaaam yaaa... benden başkası var mıdır iki güzel lafa tav olan? Biri fena halde dötümü kaldırdı:(
Saymadığı iltifat yok. İşin ilginç tarafı henüz yüz resmini görmedim. Arkadan bi resmini yolladı Allahtan. Peki ben niye sürekli onu düşünüyorum? Yok abi gizem hep tutuyo demekki... Yaşasın aşk, yaşasın Hırvatistan! :DDDDD

Hırvatistan'a nası gidiceem ben:(

17 Ekim 2012 Çarşamba

Deme ööle mukaddes deme ööle:((


Haplo'nun Amerika'yı adıyla bir arada anması nedense hüzün yarattı. (Oysa onun için hem çok iyi olacak hem de gitmezse bölümüne haksızlık etmiş olacak) Sanırsınız her dakika birlikteyiz veya her dakka yazışıyoruz. Sadece kendimden bi şeyler bulduğum için acaip yakın bulduğum bi arkadaşım. Hatta sırdaşım. Paylaşımlarımızla birbirimizi güncelledikçe yeni kapılar aralıyor, ıskaladığımız güzellikleri keşfettiğimiz için minnet duyuyoruz. Eğer dostluğumuzda çıkar varsa sadece budur. (Lan çocuk zaten veda edemiyom diyo ben neler diyom:D)

Sevişmediğim zamanlarda(!) ben de bi insanım sevgili blogger kardeşlerim, walla bak! Sevgi dolu, enerji doluyum. Üç kuruşluk aklım ve hayallerim var çünkü tipik balık burcu erkeği olmanın dramını yaşıyorum. Aney ajitasyon mu yapıyom, günah mı çıkarıyom noooluyoz lann? Demem o ki başımdan geçenleri yazmam reyting meselesi. Her yetenekli blogger arkadaşımız gibi (bknz Bigay :D) ben de okunma ve çok kişiye ulaşma derdindeyim. Bundan da utanmıyorum. Daatırım lann!

Derin bi yalnızlık duygusunu yenmenin yolu acılarını satır aralarında halka dağıtmaktır. (Ay pek güzel oldu bunu kaydedin ünlü olursam şeyedersiniz:P) Robin Hut gibi fakir gönlümden alıp zengin sizlere veriyom. Yoğun iş ve ayrı kıtalarda ev-iş dengesi nedeniyle yüzyüze dostluk kurma fırsatı bulamıyorum. E böyle olunca da arka bahçemdeki çiçeklerle çöpleri görme fırsatı ve eziyeti size düşüyo sevgili tamagoçilerim. Eheh!

15 Ekim 2012 Pazartesi

Evrene mesaj şeysi


Evrene mesaj gönderme şeysi var ya, -ne kadar doğru bilmiyorum ama- bir arkadaşımın başına geldi.

Uzun zamandır yazışırdık. Neredeyse akademik araştırmalara konu olabilecek bir kişilikti. (-ti diyorum çünkü artık izini kaybettim.)

Eşcinsel olduğunu kabul etmiyordu. Çünkü bir erkekle birlikte olma fantezisi yoktu. Nişanlıydı. Ama her gece gay film izler, masturbasyon yapar, kendisinin masturbasyon yaparken izlenmesinden zevk alırdı. Yine de başka bir erkeğin ona masturbasyın yaptırması gibi hayalleri de yok değildi.

Bir gün bu dileği sürpriz bir şekilde gerçekleşti. Başka şehirde katıldığı bir konferans için konaklamalı seyahatinden ağzı kulaklarında döndü. Gerçekten inanılmaz ama aynı odayı paylaştığı meslektaşı evli+çocuklu olduğu halde ona istediğinin fazlasını vermişti.

Bu olayı benimle paylaştığında dahi yaşadıklarına inanamıyordu.

Zaman zaman aynı konuyu düşünmüşümdür. Benim de yoğun olarak "bir sevgili hayali" kurduğum dönemlerde karşıma birileri çıktığı olmuştur. Hayatın neler getireceği hiç belli olmuyor siz yine de umudunuzu kaybetmeyin sevgili bloggerlar.

11 Ekim 2012 Perşembe

Dizilerde talim var!

TV'yi azalttım. Dizikolik olmamaya çalışıyorum. Sinema ve kitapla çerçeveli bir hayatım var. Ama geçen sezondan ilgiyle takip ettiği Kuzey ve Güney'im var. (Kuzey ve Cemre dün yine döktürdü bu arada. Gülten hanım ise öuhhh-te-şem.) Bu yıl ona isteyerek eklediğim Veda var. Gelgelelim gözucuyla da baksam beni fena etkileyen bir dizi var ki asıl bahsetmek istediğim dizi de bu: KAYIP ŞEHİR


Oyuncu seçimi güzel. Anne beyaz meçle yaşlandırılmaya çalışılmış ve bir gram karadeniz şivesi yapma gereği duymayan biri. Dolayısıyla biraz sırıtıyor. Onun dışında dede ve çocukları doğru seçim. Hele bi ortanca kardeş var ki off ki ne off:D

(, 5 Mart 1983 Arnavutluk doğumlu dizi ve sinema oyuncusu imiş. Tirana Güzel Sanatlar Fakültesi’nde oyunculuk eğitimi aldıktan sonra birçok projeye imza atan , 32. Moskova Uluslararası Film Festivali’nde ‘The Albanian’ filminde canlandırdığı ‘Silve George’ karakteriyle; 2010 tarihinde Priştine Uluslararası Film Festivali’nde ve 47. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Oyuncu ödüllerini almış.)

 
Müzik Demir Demirkıran elinden çıkma ve gayet başarılı. Gökçe Bahadır olağanüstü! Hem güzellik hem oyunculuk adına söylüyorum.


Ama asıl bahsetmek istediğim "trans birey." (gayminatörün uyarısı ile dikkatle kullanmaya çalışacağım bu kelimeyi) Senaristler işin kolayına kaçıp prototip yapmamışlar. Gayet ayakları yere basan dizinin düzgün kanlı canlı bir tipi. Daha ilk bölümden yaratılan arabadan atma sahnesi ile onların dünyasına girdik. "Taşradan gelen İrfan" da gözünü kırpmadan ve ötekileştirmeden trans bireyin hastane masrafını ödedi.

Trans bireyin evine giden İrfan, sevdiği kadının geçmişini sorgularken, oldukça özel hayatına saygılı bir şekilde ama kendi üslubunca anlatması da güzel bir detaydı.

(ne yazık ki bir kare bile resmini bulamadım, adını da öğrenemedim oyuncunun)
Ne oldu TV'de bu sahne göründü diye çocuklar ibne mi oldu? Hayır.Demek ki yapılınca oluyormuş. Eğer bi şehrin arka sokakları anlatılacaksa bu yaşanmış öyküleri duyarlılıkla verince insanların gözüne sokmadan her iki tarafın birbirini anlaması için bir kapı aralanabiliyormuş.

9 Ekim 2012 Salı

KAZU'NUN MACERALARI: KAZU MODERN DANSTA

Modern dansın kitabını yazarım ben. Tüm kurallarını bilirim. Ne şanslısınız ki bilgilerimi sizlerle paylaşacağım.

Modern Dans'ın bazı klasik pozisyonları vardır. 10 temel poziyonu birlikte görelim. Yeterince esnekseniz siz de yapabilirsiniz.

1-TENTE POZİSYONU:

Çok kolay bi pozisyondur. 2 erkekle denenmelidir. Hele ki çıplak deneyin ne kadar kolay uçurduğunuza siz de şaşacaksınız:) En uçtaki tente görevi gören arkadaş daha sonra tam açılarak orta bacağını yere sabitlerek tam gölge sağlayarak spot altında çalışmanın zorluklarını bertaraf eder.

2-İKİ PUAN POZİSYONU:
Başlangıç pozisyonudur. İlk dansçı ortada durup pozisyonunu alır ve kendini müziğin ritmine bırakır. Diğer dansçılar sırayla arkaya geçer ve olaylar gelişir asdasasdas:DDDD

3-KODUMMU OTURTURUM POZİYONU:

Bu pozisyon korkunç bir denge ve performans gerektirir. Dansçı erkek diğer dansçıya öfke biriktirir ve ayakları ile hareketi gerçekleştrir.

4- YILMAZ MORGÜL DURUŞU:

Bunun sırtta duruşu da vardır. Her ikisi de tehlikelidir. Şeytan doldurur:P

5-RÜZGAR GÜLÜ POZİSYONU:
Riskli pozisyonlardan biridir. Dans partnerinizin kasığını koklamak zorunda kalabilirsiniz. Ama açsanız size ekmek de çıkabilir:P

6-HARD LİFT POZİSYONU:
Bu hareketten önce 1 ay cinsel perhiz şarttır. Çünkü burada yük sanıldığının aksine kollarda değildir. Kollar sadece partnerin göğsünü avuçlar. Partner dansçı ile aynı renk giyinmek avantajdır. Liftin kaynağını kamufle eder:)

7-KARETE KİD POZİSYONU:
Tek ayak üstünde durulur eller, yer tanrısına dua eder pozisyonda, sol diz yukarı çekilir.

8-RİMMİNG POZİSYONU:
Allta kalanın işi zordur ama sırayla denenerek direnç arttırılır. Haz verir:P

9-SELAMLAMA

Dans sonunda 1 dakika saygı duruşu gibi bu pozisyonda durularak eskilere selam çakılır.

10-YÜZÜNDEN NE HAYIR GÖRDÜK

Döt döte verilir düşmemek için diğer dansçının malafat sıkıca kavranır. Hatta dansı eğlenceli hale getirmek için sıkılır, partner istiklal marşını söyler:P

3 Ekim 2012 Çarşamba

Hepsi hikaye! remix version


İşte! Kendi boyunda olan adam telefonda görüştüğü gibi pastaneden çıktı yola çıkıyor. Yolu yanlış anlamış olmalı ya da kendisi yanlış anladı ki geçti gidiyor. Karşıdan bir araba geliyor. Çıkmaz yol mu? Onun yolunu mu kapattı? Buluşacağı adam uzaklaşıyor. Neyse ki karşıdaki araba ona yol verdi. Kornaya bastı onu farketti. Arabada şimdi. Çaprazlamasına astığı çantasını çıkarıyor. Elini uzattı ve o çantasını çıkarırken eli havada kaldı. Yolu tıkadı mı? Bu yol çıkar mı? Ne kadar da panik, ne kadar da gergin. Sanki 17 yaşında bir çocuk.

Şimdi yoldalar. Ama nereye gittiklerini bilmiyor. Bu civarı bilen diğeri. Yakınlarda bir cafeye gitmeyi öneriyor. Davudi bir sesi var. Sert bakışlı. Çok yakışıklı sayılmaz. Az konuşuyor. Durgun. Kibar görünüyor. Oysa olgun yaştaki adam -neyin eksikliğini kapatmak istiyorsa- ne çok konuşuyor. Bir şeyin özürünü diler gibi... Sohbet arasında avukat olduğunu ve İzmirli olduğunu da öğrendi. Güven duymak için bir neden.

Cafeye yöneldiler. Diğerine telefon geldi. Uzattıkça uzatıyor. Hafiften sinirleniyor ama her zamanki gibi yüzünde bir maske tepkisini dile getirmekten çekiniyor. İçecekleri söyledi ama diğeri hala telefonda. Onu dinliyor olmasını önemsemez havada. Oysa kendisi olsa kapatmak için bahaneler arardı.

Kapattı nihayet. Ama neden hala iş-güç meselelerinde kafası? Zaman daralıyor ve hala birbilerini tanıyabilmiş sayılmazlar. Şimdi de konu hiç sevmediği bahsetmek istemediği alana kayıyor. Fincanını kulpundan tuttu tabağında çeviriyor. Gözgöze gelmeye de çekiniyor. Kendisini neyin beklediğini merak ediyor. Bu arada kaşısındaki oldukça eğitimli ve uluslararası bir şirkette çalışıyor. Kendisinden fazla kazandığı, daha eğitimli olduğu hissi özgüvenini kırıyor adamın. Oysa böyle olmamalı.

Hiç ummadığı anda kalkmayı öneriyor genç adam. Evine gelebileceğinden bahsediyor.  Oyun başlıyor. Israrla fetişinin olup olmadığını soruyor. O güne kadar düşünmemişti hiç. Yok yok düşünmüştü aslında. Göğüs kası diyor. Ama hemen ardından düzeltme ihtiyacı duyuyor. Fetişlerini söylemeye kalktığında ya partneri kompleks duyar ve kendini kötü hissederse... Adam, aynı anda çok şeyi düşünmekten yorgun ama elinden bir şey gelmiyor. Çünkü en son istediği şey birini üzmek.

Genç olan iki eski sevgilisi olduğundan bahsetmişti. Adamın aklına onlar geliyor ve yaşlarını merak ediyor. Tahmin ettiği gibi olgunlarmış. Kendisinin de giderek gençlerden hoşlanması bir tesadüf mü?
Gençler tarafından beğeniliyor olmak egosunu okşuyor. Yaşını gururla söylüyor. Çünkü yaşadığı son deneyimlerden sonra yaşını göstermediğini duymak şaşırtmaz oldu.

Çok konuşuyor hala. Diğeri "Men at Play" oyununun fitilini ateşliyor. Birini evine almanın riski gelse de aklına hemen kovuyor. Arabadaki alışveriş poşetlerini taşıdılar birlikte ve teşekkür ediyor zahmet verdiği için. Oysa bunu yapmamalı! Yapıyor alışkanlık üzre.

Sıradan konularla oyalamaya çalışsa da diğeri fırsatları değerlendirmeyi bilecek kadar zeki. Hatta biraz da gaddar. Gardolabını görmek istiyor. Bu kadar ileri gidebileceğini sanmamıştı. Ama ısrarla parlak takımını giymesini istiyor diğeri. (Bunu yapmak zorunda değilsin.) Yine de aceleyle giyiniyor. Nereye varacağını bilmenin dayanılmaz heyecanı.

Ayakkabı giymelisin diyor genç adam. Islak mendil alıyor bir avuç ve tabanlarını siliyor. Evinde ayakkıyla gezmeyi sevmez ama bunu söylemenin sırası değil. İşte giydi. Çullanır gibi saldırıyor diğeri. Isırır gibi. Cüretkar. Buyurgan. Aynada kendini sobeliyor. Bunu yapmamalı. Ama gözlerini kapayınca iş kolaylaşıyor. Teslimiyet. Mazoşist bir yanı olduğunu farketti ilk kez.

Elleri mengene gibi. Gereğinden fazla sert sevişiyor. Yavaş! diyor. Ama hareketlerinde bir değişiklik yok. Ceketini tersine sıyırıp onu tutuklar gibi. Yatağa itiyor. Göğüs uçları sızlıyor. Edepsiz konuşmaya başlıyor az önceki kibar avukat. Hızla onu soyuyor. Hatta pantolonu yırtmaktan bahsediyor. Bu hareketleri filmde mi gördü de ezberledi genç adam, mazoşist sevgilileri öğretti. Şu an düşünebildiği bu. Çığrından çıktı her şey.

Hepsi hikaye!

Koyu füme klasik arabanın burnu göründüğünde plaka yerine sürücüsüne odaklandı. Az önce gönderdiği fotoğrafa benzeyip benzemediğini tartmaya gerek kalmayacak kadar tanıdık bakışlarla karşılaştı. Tereddütsüz bindiğinde lacivert takımının üstüne çaprazlamasına taktığı deri çantasını boynundan çıkartıp kendisine uzatılan eli kavradı ve adını söyledi. Arabanın deri koltuğundaki adamın güven veren sesine bıraktı kendini.

Beklediğinden daha iyi bulduğu adamın yeşil gözleri, kır saçları ilk bakışta gözüne çarpan detaylardı. Konumları gereği yanyana oturuyorlardı. Daha fazlasını görmek istese utanmadan bakabilecek yaşta idi. Geçmişteki iki büyük aşk deneyimi ve aralardaki sayısız günlük maceraları bir aşmışlık apoleti takmıştı omuzlarına. Nitekim ara ara adamın tavır ve jestlerini, kıyafetini izlemekten geri kalmadı. İlk intiba olumlu idi ve bu kadar ani tanışmakla pişman olmadığına sevindi gizliden.

Olgun görünümüne rağmen çocuksuluğu ve pozitif ışığı farkedilmeyecek gibi değildi. Oldu olası olgun erkeklerden hoşlanmıştı. Üstelik dar kumaş pantolonlu takım elbise giyen erkekler fetiş derecesinde tutkusuydu. Bir de slip mayo. Adamın dizginleri ona teslim edecek derecede sorular sorması egosunu daha da kamçıladı. Az önce telefonda tanışmak için bir yerlerde oturup bir şeyler içme teklifi nedeniyle araba onun yönlendirdiği istikamette gidip cafenin önünde durdu.

Aklı halen yolunda gitmediği işinde idi ve gelen telefonda da 5 dakika kadar işyerindeki sorunlarından bahsetti. Avukat olduğunu zaten söylemişti, bu rahat telefon konuşmasıyla karşısındakine daha da güven verdiğinin farkında idi. Karşısındaki, gelen kahvesini yudumlarken kendisini kesiyor olsa da önemsemedi.

Telefon konuşmasından sonra açıklama yapar gibi biraz daha Türkiye'deki kurumsallaşamamış kurumsal şirketlerden yakındılar birlikte. Hemfikir olmanın getirdiği sıcak dalga aradaki gerginliği daha da yumuşattı. Derken hafiften cinsel konulara da kaymaya başladılar. Gözün görerek elde ettiği algının yerini bir şey tutamayacağı için lafı daha da fazla uzatmadan adamın evine gitmeyi teklif etti. "Bırakırsan eğer dönüşte" demeyi ihmal etmeyerek...

Yolda adamın da fetişlerini öğrenmek isterken bir yandan da slip mayosu ve parlak takım elbisesi olup olmadığını sorguladı. Ve bir anda bir "Men at Play" oyununun içinde buldular kendilerini. Kurguyu zorlamak içi önünden geçtikleri alışveriş merkezinde slip mayo olduğunu dahi attı şaka yollu ortaya. Ama karşısındaki adamın o kadar vakti yoktu.

Birlikte daireye çıktıklarında adam önce evi dolaştırdı. Çünkü bu taraflarda böylesi bir ev aradıklarını söylemişti az önce. Aslında aklı evden çok adamın gardolabında idi. Büyük bir açlıkla yokladığı takımlar içinden en parlak olanını seçip giymesini istedi. Onun bu arzulu isteğini kıramadı adam. O üstünü değişirken, tuvalete girdi. Çıktığında rugan ayakkabılarını ve rugan kemerini de takmış olan adam onu bekliyordu.

Deli gibi dudaklarına saldırdığı adamın gırtlağına kadar soktu dilini. Öpüşmekten çok dişler gibiydi. Ve Lestat kan dökmeden bu oyunu bitirmek niyetinde değildi. Aynada kendine bakan adamın arkasına geçip, göğüslerini sertçe avuçladığında çoktan sertleşmiş penisini arkasına dayadı. Sonra sertçe olgun erkeğinin erkekliğini sıktı.

Sert bir hareketle duvara döndürüp başını bastıdı ve yaşına göre mükemmel olan poposunu pantolon üzerinde okşadı. Daha aşağılara inip aradan adamın önünü de sıvazladı. Bu ihtiraslı ve sert oyun onları birbirlerinden ayrılmadan yatak odasına sürükledi. Yine sert bir hareketle onu yüzüstü yatağa itip, karnına sarılarak poposunu yukarı çıkardı.

devam edecek...

2 Ekim 2012 Salı

Konuş ulan! Köpek!

Kendimi kırbaçladım ve büyük itiraflar öğrendim:

-Büyük konuşmaktan ve kınamaktan çok korkarım. İleriye dönük karar almamı da etkiliyor bu durum bazen. Kadercilik değil ama nedense kınadığımın başıma geldiği olduğundan olsa gerek, bu konuda korkağım.

-Aşık olmaktan kaçıyorum hele ki son zamanlarda sizlerin bloglarındaki aşk acısı maceralarını okudukça.

-Hormonlarım peşimi bırakmıyor. Kendimden kaçamıyorum. Dün hiç tanımadığım bir erkeğe sırf hormonlarım istedi diye... puhahaha:DDD

-Neyse fazla da açılmiim:))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...